• slidebg1
Kur’an’ın Aktüelliği Ve Evrenselliği

Kur’an’ın Aktüelliği Ve Evrenselliği

22/11/2016 0 yorumlar

Kur’ân’ın Aktüelliği ve Evrenselliği



 Kur’ân-ı Kerim’i anlayarak kumaya ve inanarak uygulamaya niyet ettiğimiz andan itibaren o, artık bir Mushaf/düz bir metin değil, canlı bir hitap hüviyetine bürünerek aktif bir iletişimin tarafı olur. Böyle bir okumada etkileşimin en yüksek seviyede tesirini göstermesi ise ayetlerin muhatabının ortada bulunmasına ve onlarla canlı bir iletişim içinde olmasına bağlıdır. 
 
 Kur’ân’ın muhataplarını sadece indiği zamanın insanları olarak gördüğümüzde, onun okunduğu anda insanda oluşturmayı amaçladığı tesir kaybolur. Kur’ân da sadece tarihten haber veren bilgi kütüğüne ve sicil kaydına dönüşmüş olur. Bunun için Kur’ân ayetlerini kendi tarihsel bağlamında doğru anlamak, ancak anlamı bağlamdan özgürleştirerek kavramak ve yorumlamak gerekir. Bu yapılırsa hem Kur’ân’ın lafzı sabit kalır hem de anlam sadece geçmişe değil, aynı zamanda muhatabın yaşadığı coğrafi ve kültürel şartlara oturan bir gerçeklik ve dinamizm kazanır. Bu yüzden Kur’ân’ın, hz. Peygambere indiği zamanki tazeliğini ve dinamizmini hissetmek isteyen herkes, bu yöntemi uygulamalıdır. Çünkü bu yöntemle okunan Kur’ân metni, lafzi yönüyle tarihsel, anlam ve mesaj yönüyle de aktif, aktüel ve evrensel bir özelliğe kavuşmuş olacaktır. Yani “mantuk/terim”  “mefhuma/kavrama”  dönüşecektir. Zira terim tarihselliği, mefhum da aktüelliği ve evrenselliği ifade etmektedir. Bu sebeple terimler 1400 yıl öncesine ait olabilir. Ama onların kavramlaştırılmalarını ifade eden mefhum, yaşanan zamana aittir. Bu yüzden terimler anlamın bedeni, kavramlar ve anlamlar da terimlerin ruhu gibidir. Yine terimler çok öncesine, onlara yüklenen manalar ise şimdiye aittir. 
 
 Öyleyse Kur’ân ayetleri, muhatabında oluşturmayı amaçladığı ruh hali göz önünde bulundurularak anlaşılmalıdır. Nitekim Kur’ân buna ımkan tanımak üzere bünyesinde yer verdiği önemli olayların kahramanlarını ısimlerinden ziyade sıfatlarıyla öne çıkarır. Firavun, Karun, Zülkarneyn ve Ebu Leheb bunlardan sadece birkaçıdır. Bunlar o insanların isimleri değil, nitelikleridir, her biri bir insan tipini temsil eden sıfatlardır. Söz gelimi tebbet suresinde bahis konusu edilen Ebu Leheb’in kimliğine odaklandığımızda surenin mesajı tarihin derinliklerinde anlatılan bir hikâyeye dönüşür ve sönükleşir. Ama anlatılan kimliğe değil de kişiliğe kilitlendiğimizde durumun hemen değiştiği görülür. Çünkü insanlar kimlikleriyle birbirlerinden ayrılır, kişilik yönünden ise benzeşirler. İşte Ebu Leheb ve firavun gibi modellemeler, kimliği değil, kişiliği öne çıkarmaktadır. Zira Firavun ve Ebu Leheb kimlik olarak yaşamış ve ölmüşlerdir. Ama onlar kişilik olarak kötü bir modeldir ve tarihin trajik anlarında sürekli olarak insanlığı ateşe sürükleyen ve onlara dünyayı dar eden şeytan sürüleri olarak varlıklarını korumaktadır. 
 
 Sonuç olarak Ebu Leheb ve Firavun’dan bahseden ayetler, insanı sonunda ateşe sokan ve dünyadaki bütün insani gayretleri sonuçsuz bırakmayı amaçlayan her türlü maddi ve manevi güç kullanımını ve tahakküm arzusunu kınamakta; buna aracılık edenleri lanetlemekte ve bu acı sona karşı onları uyarmaktadır. Bu da Kur’ân’ın hitabının tarihsel olsa da mesajının ne kadar aktüel/güncel ve evrensel olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.   

 

 

Yorumunu Bırak