• slidebg1
Benim Kur'ân'ım

Benim Kur'ân'ım

02/12/2016 0 yorumlar

Benim Kur’ân’ım

Benim Kur’ân’ım

 

Bu yazı, kalbinde Kur’ân’ı gerçek manasıyla tedebbür, tefekkür ve tezekkür edememe sancısı duyan, Kur’ân’ın sadece mescitlerde tutuklu kalmasından; bunun sonucu olarak sosyal hayata tam anlamıyla aksettirilememesinden endişe duyan duyarlı yürekler için yazıldı.

Kur’ân-ı Kerim’in doğru anlaşılması davasına hayatını adayan merhum Seyyid Kutup, Kur’ân-ı Kerim’le olan ilişkisini şu cümlelerle ifade ediyor: “Küçük bir çocukken Kur’ân’ı Kerim’i okumaya başladım. Algılama gücüm zayıf olduğu için Kur'ân'ın anlam ve mana derinliğine ulaşamıyordum. Anlayışım ve idrakim Kur’ân’ı tam manasıyla çevreleyemiyordu; fakat O’ndan kendi kişiliğimi inşa eden bir şeyler bulabiliyordum. Kur’ân kıraati esnasında kurduğum hayallerim ve belleğimde çizilen görüntüler bayağı ve salttı. Aklımda ve kalbimde oluşan görüntüler sadeydi fakat bunlar beni O’nun üzerinde daha da yoğunlaşmaya sevk ediyordu. Bu kıraat, duyularıma erişmez bir lezzet katıyordu. Uzun bir müddet O’nun üzerinde düşünüyor, O’nun ile ferahlıyordum... Ah işte o güzel günler... Uzun süre, zihnimde çok güzel anılar ve hatıralar bırakan o günler artık geride kaldı. Daha sonra ilmî Kur’ân halkalarına katıldım. Tefsir kitaplarından O’nun tefsirini okudum. Hocalarımdan O’nu açıklayan sözler işittim. Fakat bütün okumalarım ve duyduğum bu bilgiler beni küçüklüğümde okuduğum ve haz aldığım Kur’ân’a ulaştırmıyordu. Ah... Küçüklüğümde sahip olduğum güzel ve küçük dünyam yok olmaya başlamıştı. Ondan duyduğum haz ve hevesim artık kayboluyordu... Acaba onlar tamamen birbirinden farklı iki Kur’ân mı? Küçüklüğümde sahip olduğum sevimli, hoş, insanı daha fazla okumaya ve üzerinde düşündürmeye iten, kolay anlaşılan Kur’ân ve gençliğimde sahip olduğum, okunması, anlaşılması zor ve karışık olan Kur’ân... Daha sonra tekrardan, Kur’ân’a döndüm, O’nu tefsir kitaplarından değil, bizzat kendisinden okumaya başladım. Rabbime hamdolsun ki uzun süre kaybettiğim sevimli, güzel kitabımı tekrardan buldum... Elhamdülillah, Kur’ân’ım, insanı büyüleyen eski çekiciliğiyle bıraktığım yerdeydi. Elhamdulillah, Kur’ân’ıma tekrardan sahip oldum...” ( Seyyid Kutup, Kur’ân’da Fenn-i Tasvir)  

Bu sözler ‘Fizilal-i Kur’ân’ın müellifi, üstat Seyyid Kutub’a ait. Ne mutlu ona ki, Kur’ân’ı Kur’ân perspektifinden okuyanlardan biri oldu. Bu okuyuş onu zirveye ulaştırdı. Kalbine şifa verdi, yaralarına derman oldu. Artık Kur’ân’nın gölgesine sığınmıştı ve enerjisini ondan alıyordu. Kur’ân’nın aydınlattığı bir yer hiç karanlık olur mu? Nur ve karanlık hiç bir arada olabilir mi? Biz de üstadımızın yolunu sürdürüp bu yazımızda Kur’ân’ı bizzat kendisinden okumaya ve anlamaya çalışacağız.  

Kur’ân İsmi: Allah’ın kelâmının ve insanlığın kitabının en meşhur ismi hiç şüphesiz Kur’ân’dır. Vahiy de bizzat kendisi bu isme vurgu yapmıştır. İşte bazı örnekleri şunlardır: “Gerçekten bu Kur’ân en doğru olan yola götürür ve iyi işler yapan mü'minler için büyük bir mükafat olduğunu ve ahirete inanmayanlar için elem dolu bir azap hazırladığımızı müjdeler.” (17/9-10), “Kâfirler birbirlerine şöyle derler: Bu Kur’ân’a kulak vermeyelim; onun hakkında ileri geri konuşup yaygara koparalım. Belki böylece onun etki gücünü kırarız.” (5/83, 39/23), Kur’ân okunduğu zaman dinleyin; sesinizi kesip ona kulak verin! Allah’ın merhametine nail olmanız için böyle davranın!” (7/204), “Peygamber dedi ki: Ey Rabbim! Benim kavmim bu Kur’ân’a hep sırt çevirdi!” (25/30), “Biz sana tekrar tekrar okunan o yedi ayeti ve yüce Kur’ân’ı lütfettik.” (15/1)

Üstte sadece bir kaçına değindiğimiz ayet meallerinde de çok açık bir şekilde Kur’ân isminin üzerine vurgu yapıldığı görülmektedir. Bu formatta daha pek çok ayeti zikretmek mümkündür.
 
Kur’ân’nın Diğer İsimleri: 
Bu isim dışında ilahî kelama farklı isimler verilmiştir. Bu isimler şöyle sıralanabilir: Kelamu’l-Allah (Allah’ın Kelamı) (9/6), Ahsenu’l-Hadis (En güzel söz) (39/23), Kitap (6/155), Zikir (15/9), el-Hakk (43/78), el-Huda (9/33), Rahmet (6/157), Beyyine (Apaçık) (6/157), Kavl (Söz) (73/5), Nûr (42/52), Şifâ (10/57), Furkân (25/1), Burhan (4/174), Mev’iza (Nasihat) (3/138), Ruh (42/52) ve Hablullah (Allah’ın İpi) (3/103) Fakat el-Kur’ân da dâhil bütün bu isimleri Vahiy (53/4) ismi altında toplamak mümkündür. Çünkü bu isim, ilahî mesajın geçmiş toplumlarda ve kitaplarda da ilahî mesajın genel tesmiyesini ifade etmiştir. “Nuh’a ve ondan sonraki nebilere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Ya’kub’a ve torunlarına, İsa’ya, Eyyub’a, Yunus’a, Harun’a ve Süleyman’a da vahyettik. Davud’a Zebur’u bıraktık.”(4/163)


Gönderiliş Amacı: Birey ve toplum endeksli olan insanlığın ilahî mesajı Vahiy, önyargısız bir okumayla okunduğunda kelimenin tam manasıyla ‘hayat’ olduğu kavranacaktır. Rabbimiz deforme olmuş bir yaşantıyı reform etmiş; adalet, sevgi, merhamet, yardımlaşma, eşitlik ve kardeşlik gibi güzel huy ve hasletlerle zinetlendirmiştir. Vahiy, ölü bedenlere taze kan olmuştur. “Ey iman edenler, size hayat verip canlandıracak yola davet ettiği zaman Allah ve peygamberin davetine icabet edin.”(6/122)

O, hayatın her alanında –siyaset, sanat, edebiyat, fikriyat ve fiiliyat- ferde ve topluma hayat bahşetmektedir. Vahiy ile gelen hayat;  Müslümanların kalplerini, ruhlarını, evlerini, okullarını, sokaklarını ve caddelerini, adliyelerini, meclislerini ve mescitlerini diriltir. “Kur’ân (Vahiy) edebiyat değil hayattır. Dolayısıyla ona bir düşünce tarzı değil; bir yaşama tarzı olarak bakmaya başlanır başlanmaz güçlük ortadan kalkar ve yanlış intibalar da değerini kaybeder. Kur’ân’ın yegâne tefsiri hayat olabilir ve bildiğimiz gibi Hz. Muhammed’in hayatı tam buydu.” (İzzet Begoviç, Aliye, Doğu ve Batı Arasında İslam)

Anlamı hayat olan bu evrensel mesajın tabi ki de en büyük gayesi hayatı diriltmek ve inşa etmekle ahireti kazanmak olacaktır. Aynı zamanda Vahyin gönderiliş amaçlarını şöyle özetlemek mümkündür: “Vahiy, ayetleri üzerinde düşünülüp öğüt alınması (38/29), insanların ve insanlığın uyarılması (67/8-9), inananların müjdelenmesi (18/2-3), insanlığın karanlıklardan aydınlığa çıkarılması (14/1-2), problemlerin ilahî perspektiften çözüme kavuşturulması (2/213, 4/105), anlaşılıp kavranması (12/2), insanlığa dosdoğru yolu göstermesi (39/41) ve en önemlisi ölü bedenlere hayat kazandırıp yeni bir profil oluşturması (2/122) için gönderilmiştir.

Sözün özü: Ümmetimizin bugün içerisinde bulunduğu siyasi, ekonomi ve toplumsal krizlerin kökeninde Vahiy’den uzaklaşma ya da Vahy’i yanlış okuma ve anlamlandırma yatmaktadır. Salt ibadet için okunan vahiy etik değerlerimizden ve modern düşüncelerden bihaber oldu. Ümmetimiz siyonist, emperyalist, despotizm ve baskı politikalarına maruz kalmış, gerçek özüne yabancılaşmıştır. Çözüm sadece ve sadece özümüze dönmek yani Vahye dönmekle olacaktır. Bunun gerçekleşmesi için Kur’ân’ın çık bir zihinle okunması; siyasi, ekonomik ve kültürel hayatımıza aktarılması; toplumsal ve ailevi sorunlarımızın da onun önerileriyle çözüme kavuşturulması gerekir.

 

Yorumunu Bırak