• slidebg1
İlk Nâzil Olan Kitâl Ayeti Üzerine Bir Değerlendirme

İlk Nâzil Olan Kitâl Ayeti Üzerine Bir Değerlendirme

01/04/2017 0 yorumlar

Kur’ân, İslâm Âlimlerinin üzerinde ittifak ettiği gibi; Allah tarafından bazen doğrudan bazen de vahiy meleği Cebrail vasıtasıyla Hz. Peygamber’e nâzil olan ve bize tevâtür yoluyla intikâl eden ilahî kelama verilen isimdir. Kur’ân isminin nereden geldiği konusu ihtilaflı bir konudur. Nitekim bazı ilim erbâbımıza göre –İmâm Şafiî gibi- Kur’ân ismi özel bir isim olup İlahi iradeye uzanmaktadır. Bir diğer gruba göre, ‘qarae’ yani okumak kelimesinin mastarı olarak gelmiştir. Son bir içtihada göre ise ‘qarene’ yani delil, hüccet, burhan manasına gelen kelimeden türemiştir. Fakat şu bir gerçektir ki bu konu her ne kadar ihtilaflı olsa da Kur’ân’ın asıl nüzul sebebi değildir, olamaz. Esasen Kur’ân tüm bu manaları barındırmıştır da. Nitekim bazen okunmuş, üzerinde düşünülmüş iken; bazen de Mekke müşriklerine karşı delil ve hüccet olma özelliği taşımıştır.

Kur’ân her ne kadar ilahî kaynaklı bir kitap olsa da esasen insanlığa gönderilmiş beşerî bir metindir. Gönderilme sebebi ise çok kısa bir cümle ile ifade edecek olunursa ‘hayatı anlamlandırmak’ içindir diyebiliriz. Sosyal, siyasal, ekonomik ve insan hayatıyla alakalı bütün meseleleri düzene sokmak; toplumdaki zulmü ortadan kaldırmak ve adil bir düzen kurmak içindir.

Kur’ân, Müslümanların sorunlarıyla ilgilenmiş, adil ve ahlak üzere kurulu bir düzen için bu sorunlara çözüm önerileri sunmuştur. Dolayısıyla Kur’ân yine aynı mantık üzere okunmalı ve sorunlara sunduğu çözüm önerilerinden istifade edilmelidir. Fakat hal-i hazırdaki konjonktür biz, Müslümanların, Kur’ân’dan ve hakikatlerinden ne kadar uzak olduğumuzun bir göstergesidir. Nitekim bu uzaklık bizlerin karanlıklarda kaybolmamıza sebebiyet vermiştir. Diğer vahim bir mesele ise; İslâm’ın ve Kur’ân’ın müdafaasını yaptığını söyleyen kimselerin Kur’ân’dan tamamen uzaklaştıklarının farkında olmamasıdır. Bu ise gerçekten çok üzücü bir durumdur.
 
İslâm, kılıç veya silah ile insanlar arasına yayılmış değildir. Sahabeyi sahabe yapan kılıç değildir, olamaz da. Onlar Kur’ân okulundan mezun olmuşlardır. Bu okulun kanunlarından birisi ‘le ikrahe fi eldîn, dinde zorlamaya gitmeyen’ olmasıdır. Hemen ardından da ‘hikmekli  ve doğru olan; pis ve kötü olandan ayrılmıştır’ denmiştir. Bugün, Ümmet-i İslâm’ın en büyük sorunlarından birisi cihâd ve kitâl meseleleridir. Acaba Kur’ân’da kitâl ile alakalı ayetlerin ilki ne zaman ve nerede nâzil oldu?

İslâm, Batı’nın empoze ettiği gibi hiçbir zaman şiddet, terör, kan ve kılıç dini değildir. Bilakis rahmeti, adaleti, iyiliği ve takvayı getirmiştir. Kur’ân’da  kitâli emreden ilk ayet, Hz. Peygamber ashabı ile beraber hicret ettiği Medine’de inmiştir. Nitekim ayet-i kerime saldırmayı değil; nefs-i müdafaayı emretmiştir. Çünkü Hz. Peygamber ve ashâbı Mekke’de zor şartlar yaşamış, baskı ve zulme maruz kalmışlardır. Topraklarını, evlerini ve yaşadıkları çevrelerini terk etmek zorunda kalmışlardır. Bunun sonucu olarak ilk kitâl ayeti nazil olmuştur.

“Kendilerine  savaş (kitâl) açılan kimselere savaş izni verildi; zira onlar zulme uğramış kimselerdi: Ve elbette Allah, onlara yardım etme gücüne sahiptir. Onlar ki, yalnızca “Bizim Rabbimiz Allah’tır” dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarıldılar. Zira eğer Allah insanların bir kısmını diğer bir kısmıyla savunmamış olsaydı, o zaman içerisinde Allah’ın adının çokça anıldığı nice manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler yıkılıp giderdi. Ama Allah kendi dâvasına destek verenlere elbette yardım edecektir: çünkü Allah aklın almayacağı kadar güçlü ve yücedir.” (Hacc 39, 40)

İbn-i Abbas diyor ki: “Nebi (Allah Resulü) Mekke’den çıkarılmaya mecbur bırakılınca Ebu Bekir şöyle dedi: ‘Şüphesiz Allah’tan geldik dönüşümüz yine ona olacaktır; fakat bu zalim kavim Peygamberlerini yurdundan çıkarma cüretine girmişlerdir. Allah onları helak etmeye kâdirdir.’ Bunun üzerine Allah ‘Kendilerine savaş (kitâl) açılan kimselere savaş izni verildi’ ayetini indirdi.” İbni Abbas daha sonra şöyle tamamlıyor: “Bu kitâl (savaş) ile alakalı inen ilk ayet olmuştur.”
Görüldüğü gibi kitâl yani savaş ile alakalı ilk ayet; Müslümanların Medine’ye hicret etmesine ve güç sahibi olmalarına rağmen hücum değil; savunma amaçlıdır. Bu da İslâm’ın asıl hedefinin savaş olmadığının en büyük delilidir. İslâm’da savaş, zulmü ve düşmanı bertaraf etmek, mazlumlara ve mustazaflara yardım etmek ve adaleti kâim kılmak içindir. Hz. Peygamber Mekke’yi fethettiğinde yaşlıya, kadına, çocuğa ve Müslümanlara saldırmayan kimseye emân, güven vermiştir. Mekke halkına ‘artık özgürsünüz, dilediğiniz yere gidin’ diyebilmiştir. Nitekim bunun neticesinden kimisi Müslüman olmuş; kimisi de emin beldeyi terk etmiştir.

Kur’ân’ın hakikatlerine ve Allah resulünün hikmetlerine bugün ne kadar da ihtiyacımız var. Sünnet hikmettir; kılık kıyafet, saç sakal, sarık cübbe değildir. Nitekim bugün bu kavranmadığı için Müslümanlar zulüm görmekte, çok basit meseleler yüzünden gereksizce tartışabilmektedirler. Gerek doğrudan gerekse dolaylı olarak İslâm’ın asıl hedeflerine ve gayelerine el uzanmışken; bizler fıkhın en basit meselelerini tartışabiliyoruz. Bu da Kur’ân’dan ne kadar uzaklaştığımızın bir göstergesidir. Hâlbuki Allah hakîm olan, Kur’ân hikmetli bir kitap, Allah Resulü de hikmet sahibi bir liderdir. 

Yorumunu Bırak